ALTIN
 969,19
DOLAR
 16,4180
STERLİN
20,8430
EURO
 17,6435

Bugün 10 Aralık. 74 Yıl önce bugün doğmuş olan ünlü yazarımız öğretmen Suat Gülşen’i yazıyorum. Yurdumuz gündeminde önemli bir yeri olan gurbetçi yazarımızı birçok yönü ile anlatacağım. Malatyalı bir yazar olarak yüz akımız Suat Gülşen’i tanıyanlar anılarını canlandırmış olacak. Tanımayan hemşerilerimizin de tanımalarını sağlamış olacağız. Suat Gülşen, Güreş Federasyonu Malatya İl Temsilciliğini de yapmış olan Nusret Pehlivan’ın oğludur. Yurt içi ve yurt dışında başarılı hakemlik kariyeri olan ünlü futbol hakemi Nihat Gülşen'in de kardeşidir.

Çocukluk yılları Tecde de geçen Suat Gülşen, henüz Tecde İlkokulunun birinci sınıfındayken annesini kaybedip beş  kardeş öksüz kaldılar. O zor yıllarını ‘Un Helvası’ isimli anı yazısında anlattı.

Ortaokulu son sınıfta okuduğu zaman ikmale kalma vardı. İkmale kalınca haziranda değil, eylülde mezun oldu. Eğitimine ara vererek bir sene benzin istasyonunda çalıştı. Kitaplardan uzak kalmadı. Hem ders çalıştı, hem de dünya klasiklerini okudu. Böylece sonu öğretmenliğe ve yazarlığa varacak yola girmiş oldu. 

            Sonraki yıl Sağlık Kolejini kazandı. Mezuniyetinden sonra bir süre sağlık memuru olarak çalıştı. Sonra memur öğrenci olarak Ankara Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü’nde okumaya başladı. Marmarisli bir sünger dalgıcının kızı olan sınıf arkadaşı Şükran Tekin ile evlendi. Eğitim Enstitüsünden 1977 yılında mezun oldu. Muğla Çevre Sağlığı Başkanlığı ve Sağlık Ocakları Şube Müdürlüğünden sonra, Tarsus Sağlık Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. 1995 Yılında emekli olup İzmir’e yerleşti.  

Suat Gülşen emekli olduktan sonra öykü, roman ve şiir yazmaya ağırlık verdi. Marmarisli sünger dalgıcı olan kayınpederi  Hüseyin Tekin’in denizde vurgun yemiş olmasından dolayı çok etkilendi. Sünger dalgıçlığı ve vurgun konusunda yaptığı araştırmalar sonucunda  yazdığı ‘Vurgun’ adlı kitabı  hem ödül aldı hem de Marmaris Belediyesi kültür Yayınları arasında yer aldı.

Çocukluk ve gençlik dönemini kapsayan anılarını da kitaplaştırdı.  1960 lı yıllarda Malatya’ya gelen ip cambazlarının izlediği gösterilerdeki hareketleri evlerinin balkonunda Nihat abisiyle birlikte yapmaya çalıştı. Nihat’ın balkondan düşmesine de sebep olan cambazlık anıları ile ‘Acemi Cambaz’ adlı kitabı yazdı. Bu kitabı bir yarışmada birincilik aldı.

Benzin istasyonunda çalıştığı dönem anılarını anlattığı ‘Bir Çocuğun Hayat Başarısı’, Tecde’deki sünnet düğününü anlattığı ‘Ah Şu Fareler’, Sümerbank Fabrikasının yüzme havuzunda başından geçen olayı anlattığı ‘İmdat Boğuluyorum’, Fethiye Ölüdeniz deki çadır kampı anılarını anlattığı ‘Yaz Macerası’ ile ‘Dedemin Masalları’ ve ‘Elif Ananın Cenneti’ adlı kitapları yazdı.

İlkokul öğretmenim 90 yaşındaki Muazzez Yılmaz’ın yeğeni olan Suat Gülşen, O’nun şiirleri ve anılarını, yazdığı 4 kitapta derledi. Suat Gülşen ayrıca kendisinin teyzesi, benim de öğretmenim olan Muazzez Yılmaz’ın “90 Yaş” anısına “Tut Elimden Öğretmenim” adlı kitap yazdı.

2017 yılı 24 Kasım Öğretmenler Gününde öğretmenlik yaptığım okula, öğretmenim Muazzez Yılmaz ile Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Göknur Aktay’ı ve arkadaşları Malatya İş Kadınları Derneği yöneticisi arkadaşlarını davet etmiştim. İş Kadınları öğrencilerime hediyeler getirdiler. Öğretmenim Muazzez Yılmaz, burada kitaplarını dağıttı. Öğretmenim ve öğrencilerimle birlikte 3 nesil bir arada olmuştuk. Öğrencilerim, Kurtuluş Savaşı’mız,  Cumhuriyetimiz, özgürlük, vatan, bayrak gibi konuları içeren şiirler ve yazılar  okudular, şarkılar söylediler. Öğretmenim, beni okuttuğu 1966 dan başlayarak öğretmenlik anılarını ve kitaplarında yazdıklarından bazı kısımları öğrencilerime ve misafirlerimize anlattı.

Bu güzel günün anısına Prof. Dr. Göknur Aktay ile birlikte öğretmenime plaket verdik.  Bu güzel gün hakkında güzel yazılar ile fotoğraflara Suat Gülşen yazdığı kitapta yer verdi.

‘Un Helvası’ anı yazısındaki anlatımını birlikte okuyalım. “Babam Nusret Gülşen Malatya'da bir zamanlar bacası tüten 3 fabrikadan biri olan Sümerbank Fabrikasında çalışıyordu. Beş kardeştik. Annem öldüğünde en büyüğümüz olan Nihat abim 8 yaşında, en küçüğümüz Murat, henüz kundakta bir bebekti.

Acıların en dayanılmazını eşinin vakitsiz ölümüyle yaşamıştı babam. Öksüz kalmıştık beş kardeş! Sevgiden,  anne şefkatinden, bakımdan yoksun nasıl büyüyecekti bunca çocuk? Dayanılması zor bir durumdu. Babamın, gençliğinde güreş yapması, Tecde güreş takımının yenilmez bir pehlivanı olması, cüssesi gibi sağlam bir direnme gücünün, azminin olması, onun yaşam mücadelesindeki direncini de artırıyordu ama geçen her çaresiz gün, için için bir kurt gibi kemiriyordu koca pehlivanı. Tecde’ den şehirdeki Sümerbank Fabrikasına yürüyerek gidip gelmesi onu yormuyordu ama bu vakitsiz ölüm yaşamını alt üst etmiş, dizlerinin bağı çözülmüştü. Beş çocukla kalmıştı yapayalnız. Bu çocuklara nasıl bakacaktı, kim bir kap yemek hazırlayacak, bakıp büyütecekti? “En iyisi tekrar evlen” dedi eş dost, hısım akraba.

Çok geçmeden şehre taşıdı evini Nusret Usta. Bir gelin geldi 5 çocuklu eve. Çocukları sıraya dizdiler, “Haydi öpün bakalım ablanızın elini.” diyerek. Uzatılan kınalı eli öptüler minicik elleriyle tutarak… Eve “abla” geldi. Çocukların karınları doyuyordu ama sevgiye, şefkate aç günler gelip geçiyor, geçen günlerle birlikte sorunlar da büyüyordu.

Yıllar geçtikçe kardeş sayıları da artmaya başladı. Bir, iki, üç, dört derken beş çocuk daha! Tek işçi maaşıyla on çocuklu evi geçindirmek elbette çok zordu. Bu kadar boğaz aş ister, üst baş isterdi. Okul masrafları da cabası.  Antepli sokağında oturduğu iki katlı kerpiç evin bahçesine ilave kerpiç odalar yaparak kiraya vermek biraz olsun bütçeye katkı sağlıyordu. Her yıl artan çocuk sayısı gibi oda sayısı ve kiracı sayısı da artıyordu. Sonu Yıldız Hamamı’nın arka duvarına yanaşan, kapıları bir avluya bakan beş kiracı! Ev değil sanki çıkmaz bir sokaktı!

Fabrika, üç vardiya olarak çalışan işçilerine bir öğün yemek verirdi. Un helvası çıktığı zaman Nusret Usta’nın boğazından geçmez, yarım somunun içini boşaltıp helvasını doldurduğu gibi, masadaki arkadaşlarının yemedikleri helvaları da alarak tıka basa doldurup eve getirirdi. Azar azar pay eder, çocukların ağzı tatlanırdı.

Helva tatlısını ilk kez fabrikanın verdiğiyle tatmıştımNe kadarda severdik. Yediğimiz gün bayram ederdik. Tadına doyum olmazdı. Şimdi söyleyin bana; bu anı, bu tat, aradan 60 yıl geçse de unutulur mu? Tadı damağınızda gider mi?”

Suat Gülşen, yazılarına devam etti. Talih Kuşu, Vurgun Yedi Yüreğim, Aksona Faydasız Gönlümdeki Vurguna, Sarı Serçe, Hain Kurşun, Zühre Ana, Pencere Kumruları, Denizin Siyah Gülü, Dalgıç Murat, Kim O, Sürmeli Gözler, Vurgun Korkusu, Muazzez Öğretmen ve Koruyucu Meleğim, isimli öyküleri çeşitli yarışmalarda derece alarak kitap ve dergilerde yayımlandı.

Suat Gülşen yazımı, yazdığı bir şiiriyle noktalamak istiyorum. “Toprak Olmuşum. / Ben bir garip kişi. / 1947 Yılında Malatya’da. / Toprak damlı kerpiç bir evde doğmuşum. / Mikdat dedemin ismini vermişler. / Okusun hoca olsun demişler. / Felek vurmuş sillesini. / Çocukken öksüz kalmışım. / Büyümüşüm düşe kalka. / Hoca yerine öğretmen olmuşum. / Öğretmen sevmişim telli duvaklı. / İki evlat vermiş. / Mutluluğu öğretmiş. / Yeni sevgiler tatmışım. / Yıllar sonra gül yerine. / Torunları koklamışım. / Şair olmuşum. / Yazar olmuşum. / Bir gün gelmiş / Dünyaya doymadan / Toprak olmuşum...”

Malatya SÖZ Gazetesi-Cemal Gürsel Toy

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.