ALTIN
 2.104,05
DOLAR
 31,3822
STERLİN
39,7428
EURO
 34,0576

Amcam Kemal Yücel çok yetenekli bir Malatya’lı idi. Bekir Çavuş’un oğlu Halil’in altı çocuğundan en küçüğü olarak ; Akçadağ’da1936 yılında doğmuş.  Babam Cemal Yücel,Nazire Karaman, Nezihe Uzun,Sahire Yavuz,Aliye İlter daha önce vefat ettiğinden bir tek o kalmıştı. O da gitti Hakkın rahmetine velhasıl. Benimle aynen arkadaş gibiydi. Ankara’ya yüksek okula gidinceye kadar yaklaşık 20 yıl aynı evde kaldık. Babaannem, babam, annem ablam ve kız kardeşim Sacide dedem hep beraberdik. Dedem ilk önce böbrek yetmezliğinden dolayı 1952 yılında vefat etti.

 


Yukarıda dedik ya amcam çok yetenekli idi. Hele de yazısı mükemmeldi, sanki elinin altında cetvel vardı. 
Amcamın yazısının üzerine Türkiye’de yazı yoktur, bu konuda iddialıyım. Bende yazısı vardı ama bulamadım. Amcam oğlu Hakan el yazısını bana gönderecek. O zaman paylaşırım. Mektubuna ve yazısına ulaşanlar çoğu zaman hatıra olarak saklarlardı.  Kendisine mahsus özel harfleri vardı. Bir gün kartvizit yaptırmak için matbaaya gitmiş. Matbaacı; abi senin yazın matbaa yazısından daha güzel, kartvizite bence gerek yok demiş.
Devamlı diyalize giriyordu geçen yıl kendisini görmek için Denizliye gittim. Çok kilo vermişti, kırk kiloya kadar düşmüştü. On dakika kadar yazısının hikayelerini anlatmıştı. Yazısının güzelliği konusunda delilim de var. İşte: Adil Parlak abi ne diyor?
“Sınıf arkadaşımdı, can kardeşimdi. Mekanı Cennet olsun. Yazısına hayrandık. Can kardeşimin rahatsızlığını duymuş, telefon açmıştım. Rahmetlinin oğlu çıkmıştı telefona. Allah rahmet eylesin, sınıf mümessilimizdi. Sizlere baş sağlığı dilerim. Nurlarda yatasın güzel arkadaşım, kardeşim. El yazısı, kara tahta yazısı  matbaa baskısı gibi güzeldi. Bisikleti de öyle güzeldi ki! Güzel insandın Kemal’ım, üzüldüm, ruhun şad olsun. “
Amcamın çok güzel bir bisikleti vardı. O zamanlar Türkiye’de bisiklet imalatı yoktu daha. Bisikletinin markası “Ralle” marka idi. Çok titiz olduğu için bisikleti de her zaman pırıl pırıldı. Ceviz yeşili bir renkte idi bisiklet. Bir gün eve geldim ki emmim bisikletini inceliyor. Kadron kısmı eğilmiş. Bayağı üzüntülü idi. Bisiklete ne oldu soruma amcam.
Selami bisikletle kışla caddesinden aşağıya akşam vakti iniyordum, hava kararmıştı. Caddede belediye enine kanal açmış. Ben de görmedim havalandım kanalın diğer tarafına bisikletle düştüm. Dedi. Teselli ettim ama bisikletini bir müddet sonra sattı.

 

 


AMCAMIN ÖZELLİKLERİ


Amcamın çocukluk günleri Akçadağ’da geçti.  Sesi de muazzamdı. Güzel de ud çalardı. Akçadağ’da sadece söylerdi. Bütün nağmeleri ıslığı ile mükemmel ve eksiksiz dillendirirdi. Onun için tüm enstrümanları kolaylıkla çalardı. Damda güvercin beslerdi. Ben o güvercinlerden kırmızı gözlü güvercini çok severdim. Güvercinleri havaya fırlatır onları hayranlıkla seyrederdi. Bir güvercin yabancı bir güvercini kümesine getirirse o güvercin gelen eve ait olur derdi
Amcam taksi ile konforu çok severdi. Malatya’ da o zamanlar konfor yapma modası vardı. Yerli araba olmadığı için tüm taksiler Chevrolet marka kuyruklu taksilerdi. Ancak amcam araba kullanmaz arka sağ tarafa oturur taksiyi çok hafif sürdürtürdü. Rahmetlinin babama çok saygısı vardı. Bir gün konfor yaparken az daha babama yakalanacakmış. Taksinin içine uzanmış da öyle kurtulmuş.
Oldukça da yakışıklı idi. Çoğu kızın dikkatini çekerdi. Ablam Selma anlatıyor. 
Ablam da Kız Sanat enstitüsüne giderdi.
“ Kızlarda bir hareketlilik başladı, pencerenin önüne yığıldılar. Kızlardan biri gelin kızlar Tiktak Kemal geçiyor dediler. Ablam da merak etmiş kim diye… Meğerse bu Tiktak Kemal: amcammış.
Amcam bizlere tembih ederdi. Bana emmi deyin derdi. Bir de kendisine Tilliz   denilmesini isterdi. Tilliz bıçkın delikanlı anlamında kullanılırdı. 
Emmim, giyimine kuşamına da çok düşkündü. Gömleklerine ceketine, pantolonuna hele de saçlarına çok ilgi gösterirdi. Saçları çok gürdü, daha sonraları bayağı döküldü. Zaman zaman limon suyu ile saçlarına şekil verirdi. Saçlarını saçın az olduğu yöne doğru yatırırdı. Saçlarının düzenli olması için dakikalarca çengelli iğne ile düzeltirdi. Rüzgar çıkmasını istemez saçlarının bozulmasından endişe ederdi. Bir gün rüzgar çıktı saçlarını dağıttı rüzgara”hop hop” dediğini hatırlıyorum. Gömleklerini özel olarak diktirtir, onların tasarımını bizzat kendisi yapardı. Onun kıyafetlerini ütüsüz göremezdiniz. 
İlk önce cümbüş çalardı sonradan ud çalmaya başladı. En ağır şarkıları söylemesi ve çalması onun için çocuk oyuncağı gibi idi. Müthiş bir müzik aşkı ve yeteneği vardı. İki üç sene önce gittiğimde çekim yapmak için amca biraz ud çal dediysem de başarılı olamadım. 
Vefatından sonra Ankara’ya geldiğimde onun bir video çekimini aradım ve buldum. Bundan otuz beş sene kadar önce o çalmış söylemiş biz kamera ile çekim yapmışız. Şunları çalmış söylemiş:
Ne yeşili ne siyahı
Gözümde hep gözleri var
Seviyorum diye beni aldattınız
Yalan yalan yıllar
Zaman olur kuş gibi
Bir gün hazan bir gün bahar
Aşkı sizde öğrenmiştim
Vermediniz yalan yıllar


Oysa ben hep onu sevdim
Bazen güler bazen ağlar
Peteğime bal istedim
Vermediniz yalan yalan yıllar…


xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


Sarardım ben sarardım
Senin için sarardım
Baş yastıkta göz yolda
Her geçene sorardım
Al dağlar yeşil dağlar
Gurbette yarim ağlar
Açtı m’ola şu Sivas’ın gülü yaprağı
Çekti bizi şu yerlerin suyu toprağı


Kayalardan kayarım
Bulamadım ayarım
Ben bu dertten ölürsem
Kaderime sayarım


Al dağlar yeşil dağlar
Gurbette yarim ağlar
Açtı m’ola şu Sivas’ın gülü yaprağı
Çekti bizi şu yerlerin suyu toprağı


Armut dalda dal yerde
Bülbül ötmez her yerde
Bizi felek ayırdı
Her birimiz bir yerde


Al dağlar yeşil dağlar
Gurbette yarim ağlar
Açtı m’ola şu Sivas’ın gülü yaprağı
Çekti bizi şu yerlerin suyu toprağı
Bu Sivas türküsü ne zaman okunsa bu türkü emmimin türküsü derim.


AMCAMIN HAYAT HİKAYESİ


Amcam delikanlılık çağında iken dedem Halil. Babaannem 
Adile, halam Aliye ile Malatya’ya taşındılar. Aynı evde yaşamaya başladık, ailemiz genişledi. 
Amcam Ankara İktisadi ve ticari ilimler akademisini kazanarak 1960lı yılların başında Ankara’ya gitti. Hem çalıştı hem okudu. Öğrenci iken Yargıtay başkanlarının özel kalem Müdürlüğünü yapardı. Denizli’li yengemle orada tanıştı ve evlendiler. Zorlu uğraşlardan sonra o zamanki ismi ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında genel müdür oldu.  Daha sonra kendi iste

 

ği ile genel müdürlükten ayrılarak Denizli sanayi ve Teknoloji il müdürü olarak görev yaptı. Denizli’yi sevdi ve oraya yerleşti.

 

 


NASIL VEFAT ETMİŞ

Ablam Selma beni arıyordu. Ablamın sesi bana çok tuhaf geldi. Abla hasta mısın? Dediğimde sadece amcam dedi. Zaten hasta idi anladım ki vefat etmiş. 
Denizli’ye müteveccihen yola çıktım. Öğlene doğru vardık oraya. Telefon açtığımda Onu Denizli Gümüşlük mezarlığına götürdüler denildi. Oğlum Evren’de beni karşılamıştı. Hemen gümüşlük mezarlığına hareket ettik. Vardık mezarlığa baştan aşağı kolaçan ettik orayı. 
En sonunda bir mezar defnine rastladık, değerli ve cennetmekan amcamın gömüsü imiş. Hoca defin duasını okuyordu. Kürekle hem oğlum Evren hem de ben mezarı düzelttik, duamızı can-ı gönülden ettik. (Denizli Gümüşlük mezarlığı 42 ada B 47 parsel)
Herkes çekti gitti. Oğlumla ben kaldım mezarlıkta. Mezara dikkat ettim ki bir kişi amcamın mezarını suluyor ve bir bitki ekiyordu. Yanına vardım.
- Sen görevli misim ?dedim. oda:
- Yok ben bu işi gönüllü yapıyorum dedi
- Bu suladığın ve mezarın üzerine diktiğin bitki ne bitkisi  dedim.
- Bu otun adına Muz otu derler,tüm mezarı sarar dedi.
- Umuyorum bu bitkiye güzel bakılır, sulanır beslenir amcamın mezarı güzel bir görünüm alır.
Amcamın vefatına tanık olan Hakan vefat olayını şöyle anlatıyor.
- Selami abi babam oturuyordu. Biz mutfakta idik. Hiç ses duymadık. Dedim ki babamı yatıralım.  gittim ki hiç ses çıkmıyor. Meğerse Tilliz ölmüş. Mekanı Cennettir,ruhun şaddır inşallah. Dolu dolu yaşadın sessizce vefat ettin değerli amcam.
Her canlı varlık için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Canlılar doğar, büyür ve ölürler. Kur’an-ı Kerim’de ölümle ilgili pek çok ayet vardır. Bazıları şunlardır: “Her can ölümü tadıcıdır” “Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur”  Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. 
Amcam Malatya’lı Fahri Kayahan’ın eserlerini çok sever ve o eserleri okurdu. Fahri Kayahan’ın plağından derlediğim bir eserle onu uğurluyorum. Allah rahmet eylesin güzel insan.


Şu fani dünya böyledir
Çekilir değilse takdir
Kısa ömre uzun  ömre
Hüküm verecek eceldir


Dert üstüne dert yağıyor
Gönüller kara bağlıyor
Hep vadesi gelmiş olan
Ahİrete uğurlanıyor


Ne sağlığa güven vardır
Ne mal mülk insana yardır
Her şeyin hükmü geçince
Vade gelene kadardır


Sönerken yanan kandiller
Susarken konuşan diller
İbret almayı bilsinler
Ne oldum diyen gafiller

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner43