ALTIN
 969,19
DOLAR
 16,4180
STERLİN
20,8430
EURO
 17,6435

Gışın tamates yiyeceksiniz deseler, diyenleri “anam gışın tamates mi olurmuş sen gafayı fırlandırdın ellaham” diyerek gınadığımız, gış meyvesinin gışın, yaz meyvesinin yazın, hemi de eyle hormonlu mormonlu değil tamamen organik ve doğal olarak yediğimiz o güzel günlerde bazı meyveler, hastaların ve aşerenlerin canı çeker diye samanların arasında saklanır ve bir tek onlar mevsiminin dışında tüketilirdi.(Karpuz, kavun, üzüm).

Protein deposu o güzelim yumurtalarımız henüz fraksiyonlara ayrılmamıştı.!. Köy yumurtası, çiftlik yumurtası, gezen tavuk yumurtası, doğal yumurta, organik yumurta gibi başına ek alan yumurtaya rastlamazdınız. Yumurta tek başına bir değer ifade eder ve başına sonuna bir ek almaya ihtiyaç duymazdı..!

Mahalle diye bir kavram ve bu kavramın baş aktörü, bakkal amcalarımız vardı. Gross, hiper, süper tamlamalı marketleri duymamıştık, en büyük bakkalın bakkaliye dükkanı (Cumhuriyet ve Güneş bakkaliyesi) olduğunu zannederdik. Paramız olmadığı zaman para aldığımız, senet sepet olmadan, yaz deftere deyip aylar sonra ödediğimiz veya ödeyemediğimiz, ama icraya verilen hiç kimseyi duymadığımız, hesap makinesinin, yazar kasanın olmadığı günlerde hesaplarını kese kağıdı üzerinde yapan, kıymetlerini bilemediğimiz, şimdilerde nesli tükenen vefakar ve cefakar bakkal amcalarımız vardı.

Çöplerin kadanalarla toplandığı, bebeklerin öllüklerle belenip kundaklandığı, Beydağlarından gelen “kar” larla suların soğutulduğu, buz dolabı yerine “tel dolap”ların, elektrikli süpürge yerine “gırgır” ların kullanıldığı, “gış damı ve su damı” nın işlevsel olduğu, sarı pöçüklü filtreli sıgaraların bile henüz Avrupadan gelmediği günlerde daha huzurlu ve mutlu değil miydik?

Türk filmlerinin ve fotoğrafların siyah beyaz olduğu, orta okul ve lisede saçlarımızın asker tıraşı ve kafalarımızda asker şapkası ile, öğretmenleri görünce kaçacak delik aradığımız, zarğhayı, gavurmayı, yağı, pendiri, tandır ekmeğini hıznaya, odunu kömürü de depoya koyup mutlu olduğumuz ve bir gış boyu yediğimiz, uzun gış gecelerinde ise kesmece- bastığh ikilisiyle masallar dinlediğimiz günlerde, “bu akşam müsaitseniz annemler size gelecekler” diye haber saldığımız ve misafirlik diye bir olgunun yaşandığı ve günlerce kapalı duran misafir odalarının açıldığı günlerde daha mutlu değil miydik?

Bankalarda memurların, 125 numara gelsin diye değil de, “Atilla bey hoş geldiniz” diye ismimizle hitap ettiği hal hatır sorduğu, havuzlu ve saunalı yaşam merkezlerinin olmadığı, çimme özlemini derelerde, sauna ihtiyacını da Belediye hamamının gazan gapısında giderdiğimiz günlerde daha huzurlu ve mutlu değil miydik?

Horoz şekeri, gaynana şekeri, tavuk sütü, elmalı şeker ve gaynamış nohuttan başka çocuğa hitap eden şeylerin olmadığı günlerde, kat kat elbiselerimizin, çift çift ayakkabılarımızın olmadığı, oyuncaklarımızı kendimizin yaptığı, onun için malımızın ve insanların kıymetini çok iyi bildiğimiz günlerde daha mutlu ve huzurlu değil miydik?

Şimdi her şeyimiz var ama sanıyorum bir şey eksik..!

Selam olsun Malatyamın güzel insanlarına...

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.