ALTIN
 2.468,19
DOLAR
 32,4306
STERLİN
40,3674
EURO
 34,5013

“Masa örtülerim var, kumaş peçetelerim var, divan örtülerim var yatak takımlarım var”...

Veya “nayloncu geldi nayloncu” diye bağırarak mahallemizde arz-ı endam eden satıcıları hatırladınız sanırım.

Nayloncu deyince aklınıza günümüzün fatura sahtekarları gelmesin sakın..!

Bu nayloncular, mahallelerimizde değiş tokuş usulü ile çalışan, eski eşyalarımızı, eski giysilerimizi verip karşılığında uzun pazarlıklar sonunda kova, leğen veya mandal aldığımız kişilerdi…

Nayloncuların nasıl geçindiklerini bir türlü kavrayamazdım.

İki gömleğe bir leğen, bir kazağa çamaşır sepeti, döner mi bu tezgah diye düşünmeden edemezdim. Bu kadar eski giysiyi ne yaparlar diye de kafa yorardım.

Nedense arabaları da tepeleme dolu olurdu, ha döküldü ha dökülecek diye merakla beklerdik ama malları o kadar itinali yerlestirmişlerdi ki, hiç devrilmezdi.

Babanızın veya sizin günlerce arayıp bulamadığınız, çok sevdiğiniz bir kazağın çamaşır sepeti karşılığında nayloncuya gittiğini çok sonra öğrendiğiniz ve küplere bindiğiniz çok olmuştur sanıyorum...

Ya o bohçacılar, bir süre sonra ev küfleti..! saydığımız, ayağında naylon terlikleri, basma eteklerinin altına giydikleri yine basma ve bileklerine gelen pijama pantolonları, üzerlerinde renk uyumu olmayan bir bluz ve saçlarını yarı açıkta bırakıp başlarının üzerine düğüm yaptıkları yemenileriyle, o dönem bize çok garip gelen şiveleriyle, sıcak havalarda güneşin altında saatlerce dolaşmış ve alınlarından ter damlacıkları görünen, kare şeklindeki o kocaman bohçalarını sırtında taşıyan, genelde neşeli insanlardı.

Evlere girer girmez evin hanımı bilumum komşularını çağırır ve o kocaman bohça açılırdı. Genelde evin avlusunda oturulur, renk renk işlemeli masa örtüleri, kumaş peçeteler (eskiden yoktu öyle kağıt peçete falan) ve hatta yatak ve divan örtüleri (evet evet divan örtüsü) ortaya yayılır, gelincik! sıgaraları ve kahve içilerek neşe içinde, ilginç pazarlama yöntemleriyle satışlarını yaparlardı.(Kahvenin ardından fal bakma da ihmal edilmezdi)

Sırtlarında taşıdıkları o küçücük bohçadan bu kadar çok örtü vs nasıl çıkar diye şaşırırdım.

Bohçacıların bir özelliği de çocukları korkutma malzemesi olarak kullanılmalarıydı. Tabi bohçacıların bu İşte hiç bir kabahati yoktu, o dönem anneler çocuklarına "yaramazlık yaparsan, sözümü dinlemezsen, uyumazsan vallahi de billahi de seni bohçaçıya veririm" diyerek korkuturlardı.

O dönemin saf ve temiz çocukları da kocaman bohçanın içinde kaybolup yabancı yerlere gitmekten korkarlardı herhalde, şimdiki çocukları bohçacıyla korkutmak mümkün mü?

Eskiden bunlar gibi, şimdilerde tedavülden kalkan nostaljik meslekler vardı.

Selam olsun o güzel günleri yaşayan Malatya’mın güzel insanlarına...

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.