Malatya Gazeteciler Cemiyeti
Vefatının 12. Yılında Soykan'ı Rahmetle Anıyoruz
05 Mayıs 2021 Gündem 144

Vefatının 12. Yılında Soykan'ı Rahmetle Anıyoruz

6 Mayıs 2009 Tarihinde Ankara'da vefat eden ve 8 Mayıs'da Malatya'da toprağa verilen Malatyaspor'un Efsane Başkanı Nurettin Soykan'ı ölümünün 12. Yılında bir kez daha rahmetle anıyoruz.

Malatyaspor tarihinde önemli bir yere sahip olan Soykan, 6 Mayı 2009 Tarihinde 84 yaşındayken vefat etmişti. Malatya Şehir Mezarlığı’ndaki aile mezarlığında toprağa verilen Soykan'ı bir kez daha rahmetle andıklarını ifade eden Malatya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Güner "Rahmetli olan Başkanımız  Nurettin Soykan'ı rahmetle anıyoruz. Malatyaspor'a ve Malatya'ya ömrünü adayan bu değerli hemşerimizi unutmak mümkün değildir. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun" dedi. 

Nurettin Soykan'ın Avukatlığını yapan İbrahim Kalı'da Soykan'ın bir anısını anlatan yazısı ile Soykan'ı rahmetle andı. Soykan'ın yıllarca anlattığı anı ders alınacak kadar önemli. İşte o anı ve Nurettin Soykan: 

BİR ANI

NURETTİN SOYKAN ANLATIYOR;

Yıl 1945.İstanbulda Üniversite tahsili görüyorum.

O tarihlerde İstanbul Malatya ulaşımı trenle yapılıyordu. Üç gün süren tren yolculuğumuz da şayet beyaz gömlek giymiş isek, trenin isinden pusundan indiğimizde gömleğimiz simsiyah oluyordu.

Malatya da kışın çetin geçtiği bir yıldı, sömestri tatiline Malatya’ya gelmiştim. Zaten 15 günlük tatilin yarısı yolda geçiyordu. Eş dost ve arkadaşları ziyarete dahi fırsat bulmadan dönüş vakti geliyordu.

Ailem fakirdi. Babam Malatya Tekel Tütün Fabrikasında çalışıyordu. Babam dönüş biletimi alıyor, birazcık harçlık vererek beni yolcu ediyordu. Yolculukta annemin bir bohçaya koyduğu yiyecekleri üç gün boyunca yiyordum.

Trenin hareket etmesiyle içime sıla hasreti çöktü. O tarihlerde Malatya’nın kazaları dahi bize gurbet gibi gelirdi.20 yaşındaydım. İstanbul benim için sadece gurbet değil, bir milyona yakın nüfusuyla, içimde kaybolma korkusunu taşıdığım bir şehirdi.

Tahminen Malatya sınırlarını çıkmıştık. Dışarısı zifir karanlıktı. Kondüktörler bilet kontrolüne başladı. Önceden hazırladığım biletimi ve öğrenci paso mu memura uzattım. Pasomu uzun uzun inceleyen kontrol memuru;

-“Ulan sahtekâr sen devleti mi dolandırıyorsun? Bavulunu hazırla ilk istasyonda ineceksin ”diye hiddetle bağırdı. Pasomun sahte olduğunu, talebe biletiyle seyahat edemeyeceğimi söylüyordu. Paso kartımdaki bazı yazılar cebimde terden yıpranmış, kısmen silinmişti ama ad, soyadı geçerlilik yılı gibi temel bilgiler rahatça okunuyordu. Diğer okul kimlikleriyle durumu düzeltmeye çalıştımsa da laf anlatamadım. Adam ilk istasyonda beni indireceğini söylüyordu.

Şiddetli itirazım ve oluşan gürültü nedeniyle diğer görevliler de yanımıza geldi, evraklarımızı incelediler. Bana “yapılacak bir şey yok, ya yeni bir bilet alırsın, ya da ilk istasyonda inersin ”dediler.

Yola devam etmem için tam bilet almam gerektiğini söylüyorlardı . “Paramın olmadığını, paso sahte olsa bile, biletin sahte olmadığını, yarım biletime bir yarım bilet daha alarak, tam bilete tamamlamış olacağımı söyledimse de kabul ettiremedim.” İllaki yeniden tam bilet almam gerektiğini söylediler.

Cebimdeki paranın tamamını vererek yeni bilet aldım.Yolun kalan kısmını 3. Mevkide yolculuk yapacaktım.Yapılanlar çok zoruma gitmişti İstanbul’a kadar ağladım.

Okulda kendimi derslere veremiyordum. trende yapılan haksızlık çok zoruma gitmişti. Mademki tahsil görüyorum, haksızlığa karşı koymak, hakkımı aramak gerekiyordu. Bakanlığa olayı anlatan bir mektup yazarak kabul görmeyen pasomu ve okuldan aldığım öğrenci olduğuma dair yazıyı ekleyerek gönderdim. Tahminen bir hafta 10 gün sonra bana bir sarı zarf içinde mektup geldi. Yarı korku yarı heyecanla mektubu açıp okudum. Mektupta yazıyordu. “Sayın Nurettin SOYKAN Sirkeci Gar İstasyonunda filanca Şefliğe uğrayınız ” diye yazıyordu.

Hiç vakit geçirmeden Sirkeci Garına gittim. Kapısında şef yazan odanın kapısında bir müddet bekledim. Sanki başıma bir iş gelecekmiş gibi içime korku düşmüştü. Cesaretimi toplayarak kapıyı çaldım, içeri girdim.

Masada gözlüklü, ak saçlı bir adam oturuyordu. Masanın üstü evrak doluydu. Tahminen bir müddet ayakta bekledim, bana kimsin, ne istiyorsun gibi bir şey sormadı. Tüm dikkatiyle evrak inceliyor, bir şeyler yazıyordu. Cebimden çıkardığım sarı zarfı önündeki evrakların üzerine koydum.

Zarfı açan istasyon şefi, gözlüğünün üzerinden beni uzun uzun süzdü. Ve “Nurettin Soykan sen misin ”diye sordu. Evet, efendim diye cevap verdim.

Elindeki işleri bırakıp arkasına yaslanan şef; ”evladım, devlet seni çok üzmüş, devletim adına senden özür diliyorum, lütfen bizi affet ”diyerek çekmeceden bir zarf çıkararak evraklarımı bana verdi,başka bir zarf uzatarak “Bu da senden ikinci kez alınan bilet parası ,tekrar tekrar senden özür diliyorum, derslerinde başarılar diler gözlerinden öperim” diyerek ayağa kalktı, bina kapısına kadar beni yolcu etti.

2000 li yılların başıydı.Bu hatırasını bize anlatan Nurettin SOYKAN “… azizim şimdi biz Amerikaya özeniyoruz ya,meğerse 1945 yılında biz Amerika ymışız da haberimiz yokmuş” deyi verdi.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Saygıyla.

Av.İbrahim KALI-Mayıs 2021

   

Top